İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Anayasa Mahkemesinin Berberoğlu Kararı

Latinler “Roma locuta, causa finita!” derlerdi, bir uyuşmazlığın Başkentin kararıyla tartışmasız bir şekilde ve kesin olarak çözümlenmiş olduğunu belirtmek için.

Anayasa Mahkemesi Enis Berberoğlu’nun yaptığı başvuru hakkında kararını verdi ve Berberoğlu’nun anayasal haklarının ihlal edildiğini çok net ifadelerle ve oybirliği ile tespiti etti.

Enis Berberoğlu’nun mahkumiyeti, dokunulmazlığının yargı tarafından tanınmamış olması, TBMM’nin saygınlığına yakışmayacak bir acelecilikle Milletvekilliğinin kesinleşmiş mahkeme kararının Genel Kurula bildirilmesiyle düşürülmesinin sağlanması üzerine çok şey yazıldı, çizildi. Ben de bu sayfalarda iki yazı kaleme aldım. Ayrıca Berberoğlu hakkında verilen mahkumiyet kararı ile dokunulmazlığının geçersiz olduğu yönündeki içtihadın yanlışlığı üzerine bir meslektaşımla ortak bir bilimsel makale yazdım (“Venedik Komisyonu Raporları Işığında Anayasa Geçici Madde 20 ve Yasama Dokunulmazlığı-Enis Berberoğlu Kararı” (Duygu Aktaş-Şimşek ile birlikte), Ali Fuat Başgil Anısına Armağan, İstanbul 2019.)

Bir kere bu görüşlerim başvuru dilekçesinde yer almış olmasını ve Anayasa Mahkemesi kararında, Anayasanın 83. maddesi ile Geçici Madde 20, dokunulmazlık ile siyasi faaliyet özgürlüğü ve son olarak tutuklamanın yasallığı ile dokunulmazlık güvencesi arasındaki ilişkide etkili bir şekilde dikkate alındığını görmek onur verici.

Kararın özeti ve çıkarımlar şöyle sıralanabilir:

  • Enis Berberoğlu hakkında bir yargılama yapılmıştır. Bu yargılama, hukuka ve usul kurallarına uygunluk tartışmasından bağımsız olarak, esaslı Anayasal sorunlar barındırmaktadır.
  • Berberoğlu’nun dokunulmazlığı Anayasaya Mayıs 2016’da eklenen Geçici Madde 20 ile kalkmıştır. Bu geçici madde sadece o ana kadar Meclise ve diğer ilgili mercilere intikal etmiş dokunulmazlık dosyaları için geçerli olup, Meclisin karar almasına gerek kalmaksızın bu dosyalarda yargılamanın devamına imkan sağlamaktadır. Bu madde geçicidir ve sadece yürürlüğe girdiği andaki dokunulmazlığı kaldırmaktadır.
  • 2018 yılında tekrar milletvekili seçilmekle Berberoğlu yeniden dokunulmazlık kazanmıştır, ki bu yeni dokunulmazlık Geçici 20. madde ile ilgili değildir. Geçici Madde 20 bir yasama dönemine ilişkin dosyalara uygulanmakla tükenen istisnai bir kuraldır. Hukukta istisna dar yorumlanır, bir olaya özgü ve bir kere uygulanmakla tükenecek bir istisna öngörülmüşse, bunu genelleştirmek ve kalıcılaştırmak Anayasanın sözüne aykırılık oluşturur. Yeniden seçilmekle tekrar dokunulmazlık kazanılacağı hususu Anayasanın 83. maddesinin 4. fıkrasında düzenlenen kalıcı/daimi bir kuraldır.
  • Milletvekillerinin dokunulmazlığı onların seçme ve seçilme ile siyasi faaliyette bulunma hakkı yönünden Anayasada öngörülen özel bir güvencedir. Bu güvencenin ihlali, aynı zamanda temel hak ihlaline yol açar.
  • Berberoğlu’nun 2018 seçimlerinde tekrar dokunulmazlık kazandığı halde tutuklu yargılanmaya devam edilmesi Anayasanın 67. maddesi ile Sözleşmenin 1 Nolu Protokolünün 3. maddesini ihlal etmektedir.
  • Öte yandan dokunulmazlığı nedeniyle yargılanması ve tutuklanması Anayasaya göre mümkün değilken, tutuklanmış olması/tutukluluğunun devam etmesi, kanuni temeli olmayan bir tutuklama olduğundan kişi güvenliğine ilişkin Anayasanın 19. ve Sözleşmenin 5. maddesini ihlal etmektedir.

İhlalin sonuçları bakımından Anayasa Mahkemesi çok önemli ve çarpıcı bir sonuca ulaşmaktadır:

Mahkeme Berberoğlu’nun tazminat talebinde bulunmadığını tespit etmektedir. Bu şekilde bırakmış olsaydı, yargılamanın yenilenmesine gidilmeyip ihlalin tespiti yeterli kabul edilebilirdi. Ancak Mahkeme, adını net koymadan, “seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı” yönünden ihlalin devam ettiğini vurgulamaktadır. İhlali devam eden tek husus ise, Berberoğlu’nun 27. Dönem Milletvekili olması, dokunulmazlığı ve seçme ve seçilme hakkının bu döneme ait olması ve ihlal tespit edilen Yargı kararının da Berberoğlu’nun 27. dönem milletvekilliğini düşürmüş ve TBMM Başkanlığının bu bilgiyi Genel Kurula bildirmek suretiyle düşmeyi etkinleştirmiş olmasıdır. Yani devam eden ihlal, dokunulmazlığın geçerli olduğu yasama dönemi devam ederken Berberoğlu’nun seçilme hakkı ile siyasi faaliyette bulunma hakkını kullanamıyor olmasıdır.

Anayasa Mahkemesi kararının 139. paragrafında ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yargılanmanın yenilenmesi gerektiğine hükmetmektedir.

Yargılanmanın yenilenmesi önceki yargılamada verilen kesinleşmiş mahkumiyet kararının ortadan kalkması demektir.

O halde ortada kesinleşmiş bir mahkeme kararı yok ise, düşürülmüş bir milletvekilliği de yoktur. TBMM Başkanlığı herhangi bir işlem yaparak Berberoğlu’nun milletvekilliğini düşürmemiş, sadece kesinleşmiş yargı kararıyla düşmüş olduğu bilgisini Genel Kurul ile paylaşmıştır.

Şimdi Anayasa Mahkemesi yargılamanın yenilenmesine hükmetttiğine ve bu kararı da geçmişe etkili olarak bir hukuki statüye (milletvekilliğinin düşmüş olması) son verdiğine göre göre, ortada bir düşme de yoktur. Olmadığına göre TBMM Başkanlığı herhangi bir işlem yapmaksızın veya Genel Kurul’a herhangi bir karar aldırmaksızın, Anayasa Mahkemesi kararını, usulde paralellik ilkesi gereği, Genel Kurul’a bildirmekle yetinebilir; Berberoğlu’nun vekilliğinin düşmemiş olduğunu ve çalışmalarına devam edebileceğini ilan edebilir.

Tabi bu ilana, Anayasa Mahkemesi kararını beklemeden Yargıtay kararını Genel Kurula bildirmede aceleci ve partizanca davrandığı için bir özür beyanını da eklemesi TBMM’nin saygınlığı adına şık olur.

Anayasa Mahkemesi “ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmalıdır” demekle, ihlalin milletvekilliği yönünden sonuçlarını kanaatimce ortadan kaldırmış görünmektedir. Yeniden yapılacak bir yargılamada Berberoğlu’nun yeniden milletvekilliğine engel bir suçtan mahkum edilmiş olması ve kararın yargı yolunda kesinleşmesinin ardından, elbette yeniden düşebilir, ancak bu yeni bir süreçtir.

Not etmem gerekir ki, vekilliğin iadesi konusunda teorik olarak çok zor gerekçelendirilebilecek bir ihtimalin Mahkemenin esaslı bir hukuk yorumuyla mümkün hale gelmesi çok önemli bir metodolojik başarı addedilmelidir.

Kanaatimce “AYM locuta, causa finita!” denebilir.

Osman Can

9 Ekim 2020

Bir yorum

  1. M.NURI GOREN M.NURI GOREN 10 Ekim 2020

    Ak Parti-MHP Koalisyonundaki Cumhur İttifakı’nın uygulamaları ,17 Mart 1994 tarihinde dokunulmazlıkları (3 mart tarihinde)kaldırılan DEP’li milletvekillerinin TBMM’den yaka-paça çıkarılarak tutuklanması olaylarını hatırlatan uygulamalara benziyor.Bu tür uygulamalar medya desteği ile haklı-haksız olmaktan çıkıyor ve ‘Hükümet Terörü’ne dönüşüyor.Bu durumda,devletin vatandaş nezdindeki itibarına zarar veriyor.Hükmetmek adaletle değilde yıldırmak,gözdağı vermek şekline dönüşünce toplumsal barış ve kardeşlik ciddi zarar görüyor.İktidarlar son güvenli çıkışı da kaçırmış oluyorlar!Bu gün DYP adında bir parti kalmadı.Tansu Çiller’in de itibarı!AK Parti son güvenli çıkışı MHP sayesinde kaçırdı maalesef!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir