İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Avukatlık Kanunu Değişiklik Teklifi

10’lu yılların başında dillendirilen, ancak AKP içinde güçlü itirazlarla karşılaştığı için rafa kaldırılan baro operasyonu raftan indirilmiş görünüyor.

İktidarın nasıl bir baro yapısı istediğine dair spekülasyondan uzak değerlendirme imkanını iki gün önce TBMM Başkanlığına sunulan, bugün de komisyona havale edilen kanun teklifiyle bulduk. Teklif metnini sunan irade AKP Grup Başkanvekilliğidir. Teklif metninde MHP Grubunun da imzası bulunmaktadır. Dolayısıyla tekil milletvekillerinin inisiyatifine dayanmayan, aksine MHP desteğine sahip AKP Grubunun, dolayısıyla halihazırda Cumhurbaşkanlığı yetkilerini kullanan AKP Genel Başkanının iradesini yansıtan, bu nedenle hem parti tüzelkişiliğinin hem de Cumhurbaşkanlığının hukuki ve siyasi sorumluluğunda olan bir yasama girişiminden söz edebiliriz.

Gerekçe var mı?

Teklif metninin ilk imzacısı ve Grup iradesini ortaya koyan 4 AKP’li Grupbaşkanvekili ile 1 MHP’li Grupbaşkanvekili avukattır. Teklifin konusu da Baro yönetimi olduğuna göre, Grupbaşkanvekillerinin teklifin maddeleri ve gerekçelerinden haberdar olduklarını varsayıyoruz. Bu önemli, çünkü gerekçeyi ve maddeleri incelediğimizde buna ilişkin esaslı şüphelerimiz doğdu.

Genel gerekçede ilk dikkatimizi çeken husus, Baroların meslek mensubu avukatların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, gelişimini sağlamak, birbirleriyle ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak üzere, meslek disiplini ve ahlakını korumak (bu ifade çok merkezi, çünkü sonraki paragraflarda da karşımıza çıkmaktadır) amacıyla kurulan kamu tüzel kişisi biçiminde tanımlanmış olmasıdır. Ancak 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 76. maddesinde Baroların tanımında “meslek disiplini” yerine “meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını” koruma ifadeleri yer almaktadır. Gerekçede “düzen” yerini “disiplin” kavramına bırakmış, “saygınlık” ise yok olmuş görünüyor. Çok daha çarpıcı olanı da 76. maddedeki “hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunma ve koruma” gibi avukatlık mesleğini diğer meslek kuruluşlarından farklı kılan temel niteliğe yer verilmemiş olmasıdır. Maddedeki tanımda “çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren” ifadesinin gerekçede yer almamış olması da diğer bir çarpıcı nokta. Bu durumda teklifi hazırlayanlar Baroların mesleki saygınlık, hukukun üstünlüğü ve insan haklarını savunma ve koruma ile çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdürmeyle ilişkisini kurmamış görünmektedirler. Ancak bunları öngören kanun maddeleri de değiştirilmemektedir.

Düzenlemenin amacı ise, gelişen teknolojilere uyum sağlama çabası, avukat sayılarındaki aşırı artışın yol açtığı sorunların çözümü ve mesleğin daha iyi bir şekilde icrasıdır. Baro ve avukatlık mesleğinin sorunları sıralamasında bunların nerede durduğu ayrı bir konu; bu sorunların çözümü ile çoklu baro ve Barolar Birliği Genel Kurulundaki temsil rejimini değiştirilmesi arasında nasıl bir ilişki bulunduğunu/kurulduğunu anlamak en azından gerekçede mümkün değildir.

Bir yasa teklifinin gerekçesi, teklifle hangi kamu yararı amacının güdüldüğünü anlaşılabilir bir şekilde ortaya koyar. Kamu yararının amaçlanıp amaçlanmadığı konusunda ciddi kuşkular varsa, gerekçelendirme özellikle önemli hale gelir; anayasal ilkeler, uluslararası hukuk, milli menfaatler vs. olguları zorlanır, sağa veya sola çekilir ve kamuoyu ikna edilmeye çalışılır(dı). En azından teklifi hazırlayanlar, kendi siyasal tabanlarına haklı ve meşru bir zeminde hareket edildiği duygusunu veren tutarlı bir gerekçelendirme çabasını gösterirler(di).

Bu teklif metninin gerekçesinde başka bir inandırma çabası var görünüyor. Baroların tanımında demokrasi, hukukun üstünlüğü, hak arama hürriyeti, adil yargılanma hakkı ve temel hak ve özgürlüklerinin korunması kavramları devre dışı bırakılıyor ve bunlar yokmuş gibi düzenleme yapılmaya çalışılıyor.

Ardından sorunların ne olduğu tayin ve tespit ediliyor: Dünyanın küresel bir köy haline gelmiş olmasının yol açtığı hız ve ivmeye uyum sağlama sorunu bunlardan biri. Bu durum avukatlara ve barolara 21. Yüzyıla uyumlu, uluslararası hukuka entegre, gelişimin ve değişimin mihmandarı olma sorunluluğunu yüklemektedir. Avukat sayısının yol açtığı, eğitim, staj gibi sorunlar da bu sorumlulukla ilişkilendirilmiş durumda.

Uluslararası hukuka entegre olma sorumluluğu da çok çarpıcı. Çünkü bu sorumluluğun içinde uluslararası hukukun temel ilkelerinden olan ve Anayasada ve Avukatlık kanununda hatırlatılan, altı çizilen ilkelerin ve kuralların olup olmadığını söylemek güç. Hukukun üstünlüğü, hak arama hürriyeti, adil yargılanma hakkı ve temel hak ve özgürlüklerinin korunmasına ilişkin tek bir ifadeye rastlanmamış olması, bu nedenle rastlantı olmamalı.

Nihayetinde teklifte siyasi irade, ortaya koyduğu bu amaca o kadar önem veriyor ki, yasalaşmanın hemen ardından bu yıl içinde baro seçimlerinin yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Yargıtay ve Danıştay üyeliklerinin kanunla bir gecede sona erdirilmesi ile 2017 referandumunun hemen ertesi günü HSK üyelerinin görev süresinin sona erdirilmiş olmasıyla aynı yöntemin burada da uygulandığı anlaşılmaktadır.

Teklifin maddelerine dair bir değerlendirme gerekli değil. Zira orada herhangi bir gerekçeye rastlamak mümkün değildir.

Başlıktaki soruya cevap vermek gerekirse:

Avukatlık/Barolar ile ilgili bu düzenleme 5 hukukçu/avukat Grupbaşkanvekilinin imzasını taşımasına rağmen hukuki bir gerekçeye sahip değil. Doğrusu bir gerekçesi var ve bu gerekçe de neyin görmezden gelindiği bilgisinde saklı.

Esasa dair

Teklif yürürlük ve yürütme maddeleri dışında 26 maddeden oluşmaktadır.

Temel değişikliklerden biri çoklu baro sistemidir. Teklifin 1. maddesiyle bir ilde birden fazla baro kurulmasına imkân tanınmakta, 2, 3, 4, 5, 6, 8, 9, 11, 13, 14, 15, 16, 20, 21, 23, 24, 25 ve 26. maddeler çoklu baro sistemine uyum sağlama amacını taşımaktadır. Dolayısıyla 26 maddenin 19’si çoklu baro sistemiyle ilişkilidir ve nasıl yapılacağı 15. maddede düzenlenmiştir. Buna göre beşbinden fazla avukat bulunan illerde asgari ikibin avukatla yeni bir baro kurulabilir.

İkinci temel değişiklik temsil hususuna ilişkindir. 18. madde “kurumsal olarak baroların Birlik genel kurulunda daha etkin bir şekilde temsil edilmesi” amaçlandığı ifade edilmekle birlikte, getirilen düzenleme sayıca çok olan büyük il barolarının etkinliğinin azaltılması ve küçük illerin etkinliğinin arttırılmasına yol açmaktadır. Lafızda ifade edilmese de etkinliği azaltılan barolar İstanbul, Ankara, İzmir barolarıdır. Teklif yasalaştığında, bünyesinde Türkiye’nin toplam avukat sayısının %60’a yakını temsil eden bu illerin Birlik Genel Kurulunda temsil oranı %10’un altına inecektir.

19. madde bütün Türkiye’de seçimlerin senkron/eşzamanlı yapılmasını zorunlu kılmaktadır. 22. madde ile getirilen ek madde ise bunun yürürlükten hemen sonra ekim ayında gerçekleşmesini öngörmektedir. Burada da 2017 Anayasa değişikliğiyle getirilen TBMM-Cumhurbaşkanı seçimlerinin eşzamanlı olarak yapılması sayesinde gerçekleştirilen yasama-yürütme-yargı eşgüdümüne benzer bir eşgüdüm hedeflendiği söylenebilir. Son yıllarda devlet yönetimine dair karar vericilerin söylemleri ve anayasal/yasal tasarrufları daha çok eşgüdüm içinde hareket eden bir siyasal ve toplumsal işleyiş tasavvurunu ortaya koymaktadır.

Diğer maddelerin bu üç temel amaç ile ilişkisi bulunmamaktadır. 7. madde avukatların mahkemeye çıkarken cüppe dışında başka bir zorunluluğa tabi tutulamayacaklarını öngörmekte, 10. madde avukatların meslekleriyle ilgili suçlarda temyiz imkânı getirmekte, 12. madde mesleğe yeni başlayacak avukatların baro keseneğini azaltmakta, 17. madde süresinden önce görevden ayrılan baro başkanının yerinin doldurulmasını yeniden düzenlemektedir.

Yasal boyut

Teklif 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nda değişiklik yapmaktadır. Dolayısıyla yapılan değişikliğin Kanunla uyumuna bakmamız gerekir; zira yasama çalışmalarında en dikkat edilmesi gereken noktalardan biri hukuk düzeninin, özelde de ilgili alanı düzenleyen mevzuatın çelişkisiz uyumunun sağlanmasıdır. Yani siyasal ve toplumsal işleyişte eşgüdüm ve çelişkisiz uyum ne kadar sorunlu ise, hukuk düzeninde o derece yaşamsaldır. Çelişkisiz uyum hukuk düzeninde öngörülebilirlik sağlar, ki bu ticari, sosyal, kültürel, siyasal ve bireysel yaşamın güven içinde gelişiminin ön şartıdır.

Teklifle Avukatlık Kanunu’nun 6, 15, 16, 17, 42, 44, 49, 50, 58, 59, 64, 65, 66, 67, 77, 82, 96, 114, 115 ve 117. Maddelerinde değişiklik/eklemeler yapılmaktadır. Bu durumda Kanunun geri kalan kısmına dair değişim iradesinin bulunmadığını varsaymamız gerekir.

Geri kalan maddelere göz atalım:

Kanunun genel esasları “Birinci Kısım”da düzenlenmekte ve iki maddeden oluşmaktadır. Başlığı “Avukatlık ve Avukat” şeklindedir. “Avukatlığın mahiyeti” başlığını taşıyan 1. maddesi “Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder” demektedir.

“Avukatlığın amacı” başlığını taşıyan 2. maddesi avukatlığın amacını “hukuki münasabetlerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamak” biçiminde tarif etmektedir. Bu nedenle de Avukatabu amaçla hukuki bilgi ve tecrübelerini adalet hizmetine ve kişilerin yararlanmasına tahsis” etme yükümlülüğü getirmektedir. O kadar ki, maddenin üçüncü fıkrasında Avukatların bu görevlerini gereğini yerine getirmede “yargı organları, emniyet makamları, diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadi teşebbüsleri, özel ve kamuya ait bankalar, noterler, sigorta şirketleri ve vakıflar” yardımla yükümlü kılınmaktadır.

“Avukatlık Mesleğine Kabul” başlıklı “İkinci Kısım”, “Avukatlık mesleğine kabul” başlıklı 3. Maddesiyle başlamaktadır. Özellik arz eden (f) bendine göre avukatlığa kabul için “Kanuna göre avukatlığa engel bir hali olmamak” gerekir. Bu haller ise Kanunun 5. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre süresi iki yılı geçen kasten işlenen suçlardan hapis, devlete ve anayasal düzene karşı suçlar, zimmet, irtikap, hırsızlık, dolandırıcılık gibi ekonomik suçları işleyen bir avukat, diğer meslekler bakımından getirilen meslek yasağı bakımından öngörülen süreler geçse bile avukatlık yapamayacaktır. Yine kesinleşmiş bir disiplin kararı sonucu hakimliği veya memuriyeti sona eren kişi de avukatlık yapamayacaktır. Avukatlık mesleğiyle bağdaşmayan işlerin yapılması da mesleğe engeldir. “Aylık, ücret, gündelik veya kesenek gibi ödemeler karşılığında görülen hizmet ve görev, tacirlik, esnaflık…” şeklindeki işler avukatlık mesleğiyle bağdaşmaz ve mesleğin sona ermesine yol açar.

Barolar ile ilgili genel hükümlere bakalım:

“Baroların kuruluş amacı ve nitelikleri” başlıklı 76. Madde baroları  “avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlâkını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlar” olarak tanımlamaktadır.

Teklifin genel gerekçe kısmında baroların tanımı ve amacını belirten paragrafta altı çizili ilkelerin ve amaçların metinde yer almadığını tekrar not edelim.

Barolar kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olduğu için, kapatılamazlar. Ancak 77. maddede öngörülen durumlarda organların görevine son verilir ve yenisi seçilir.

Yine baroların işleyişinin yargıya, meslek güvencelerine ve adalet hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin olan tüm boyutlarında Adalet Bakanlığının müdahil olduğu görülmektedir.

Barolar Birliğinin görevlerini düzenleyen 110. Maddede mesleki konuların yanında “(11) Kanunların avukatlara tanıdığı hakların gerçekleşmesine ve yüklediği görevlerin tam ve şerefli bir şekilde yerine getirilmesine çalışmak, (14) Memleket içinde kurulmuş hukukla ilgili kurul ve kurumlarla ilgilenmek ve temaslarda bulunmak, (17) Hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak” da vurgulanmaktadır.

Bu düzenlemelerin hiçbirine dokunulmadığına göre, getirilmesi amaçlanan düzenlemelerin bu temel esaslarla, Kanunun amacı ve öngördüğü görev tanımlarıyla uyumlu olması şarttır. Ancak bu uyumun teklifin genel gerekçesinden başlayarak bozulduğu, kanunun öngördüğü temel sistematiğin, mesleğe ve baro teşkilatına özgülediği amacın ve görev tanımlarının parçalandığı ve işlevsizleştirildiği bir tablo ortaya çıkmaktadır. Kanunun genel esasları çok farklı bir mesleki paradigmadan hareket ederken, getirilen değişiklikle çok farklı, uyumlaştırılması çok güç bir ekleme yapılmaktadır. Genel gerekçeyi ortaya koyarken meslek tanımı ve fonksiyonundan “hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını korumak ve bu ilkelere etkinlik kazandırmak” unsurlarının bilinçli bir şekilde çıkarılmış olması, yeni bir sistem arayışının bulunmadığını göstermektedir. Bir sistemle uyumlu olmayan, hukuk metodolojisiyle uyumlaştırılması da mümkün olmayan eklemelerin yapılması, sistemi çökertme ve fonksiyonu ortadan kaldırma amacına işaret edebilir.

Anayasal boyut

1136 sayılı Avukatlık Kanunu Anayasanın yargının üç temel direğinden biri olan savunma mesleğinin Anayasal hükümlere göre somutlaştırılması mahiyetindedir.

Önce savunma mesleğinin anayasal sistemdeki yerine bakalım.

Anayasanın 2. maddesi hukuk devleti ilkesini Cumhuriyetin değiştirilmesi teklif edilemez niteliklerinden görmektedir. Hukuk devleti ilkesinin nasıl anlaşılması gerektiğini ise Anayasanın diğer maddelerine bakarak anlayabiliriz.

Anayasanın 2. maddesinde insan hakları da Cumhuriyetin temel niteliklerden biridir. Anayasanın 36. Maddesinde güvence altına alınan “yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkı ile adil yargılanma hakkı” hem hukuk devletini somutlaştıran bir ilkedir, hem de bireylerin sahip oldukları temel hakların korunması için yaşamsal nitelikteki bir temel haktır. Bu madde “Hakların korunması ile ilgili hükümler” kısmında yer alır. O halde avukatlık mesleğinin hak arama ve adil yargılanma hakkıyla, bununla bağlantılı olarak temel hakların korunmasıyla doğrudan ilgisi vardır. Savunma hakkındaki bir zafiyet domino taşı gibi tüm haklara sirayet eder. Hak arama hürriyetinin güvence altına alınması yargı bağımsızlığıyla sağlanır. Yargı bağımsızlığı Anayasanın 138 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Hak arama yollarının tamamında savunma ve adil yargılanma hakkının geçerli olması anayasal bir zorunluluktur. Bu zorunluluk savunma fonksiyonunu da kapsamaktadır. Savunmanın işlevini kaybettiği yerde, yargının tarafsızlığını sağlamak çok güçtür. Etkili savunma yargıcı daha dikkatli incelemeye ve ulaşacağı sonuçların sağlam hukuki gerekçelere dayandırmaya sevk eder. Savunma fonksiyonundaki zafiyet, yargıda keyfiliklerin kapısını aralar. Hak ve özgürlükler bundan zarar görebilecek, siyasal düzenin meşruiyeti bakımından da zaaflara yol açabilecektir.

Anayasanın 135. Maddesi avukatlar da dahil olmak üzere, kamusal boyutu bulunan mesleklerinin, kamusal işlevlerine, önem sıralaması ve niteliklerine bakmaksızın kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu şeklinde örgütlenmesini zorunlu görmüştür.

Anayasanın 135. Maddesi bağlamında bazı tespitlerde bulunmamız gerekir:

İlk olarak, bu maddede öngörülen kurumların varlığı mensuplarının hak ve menfaatlerini korumaya indirgenemez. Böyle olsaydı, barolar ve diğer meslek örgütleri sendikalar veya dernekler biçiminde örgütlenebilirdi. Yahut Anayasada bunlara ilişkin ayrı bir düzenleme yapılmasına gerek görülmezdi. Mesleklerin kamu hizmeti boyutu ağır bastığı için ayrı ve tekli bir örgütlenme modeline geçilmiştir.

İkinci olarak Anayasa ve yasa diyalektiği bir anayasal normun nasıl anlaşılması gerektiği hakkında fikir vermektedir. Kamu kurumu niteliğindeki mesleklerin örgütlenişine dair yasal düzenlemeler, bu konuda hukuk düzeninde nasıl bir varsayımın geçerli olduğunu söyler. Gerek 1961 Anayasası, gerekse 1982 Anayasası tekli kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütü kabulünden hareket etmişlerdir. Lafızları bunu açık bir şekilde ortaya koymasa da, zamanında bu yönde başka bir ihtimal bulunmadığından, açıklığa da gerek duyulmamıştır. Hatırladığımız kadarıyla çoklu baro veya çoklu meslek örgütü tartışması Türkiye’nin geçmişinde gündem olmamıştır. 135. Maddenin sendikalara ve derneklere ilişkin maddelerden farklı kaleme alınmış olması ve metinsel farklılıklar, Anayasanın tekli bir sistemden hareket ettiğini göstermektedir. Anayasanın merkeziyetçi, kamusal boyutu bulunan sosyal ve siyasal dinamikleri hiyerarşik bir dizge içinde gözlem ve denetim altında tutma tercihi de bu çıkarımı destekler niteliktedir. Anayasanın bu tercihinin sorunlu olması ayrı bir sorundur. Sonuç olarak Anayasanın 135. Maddesinin bu yorumu karşısında kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütlerinde çoklu meslek odası anlayışının hukuka uygun olduğunu söylemek zordur.

Avukatlık mesleği ve barolar bakımından anayasal uyuşmazlık daha belirgindir.

Anayasanın 135. Maddesi kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütleri bakımından bir çatı düzenleme getirmiştir. Bununla birlikte ne tür kamu hizmeti gördüklerine bağlı olarak da ilgili yasalarında somutlaştırmalar yapılmıştır. Avukatlık Kanunu ile diğer meslek örgütleri hakkında kanunların karşılaştırması bu konuda bir fikir verebilir.

Bu anlamlıdır, zira avukatlık kamu hizmeti yürüten serbest mesleklerden biri olmakla birlikte, diğer mesleklerden farklı olarak devletin temel fonksiyonlarından biri olan yargı ile ilgili olup, eksikliğinde bağımsız ve tarafsız bir yargının işleyişi mümkün değildir. Hakların korunması da aynı ölçüde mümkün olmaz.

Bu nedenle avukatlık mesleğiyle ilgili birlikleri/baroları değerlendirirken, bunların devletin üç egemenlik fonksiyonlarından biri olan yargının temel bileşenlerinden olduğu gerçeğini göz ardı etmek, Anayasa ile uyumlu olmayacaktır. Tam da bu nedenle 1136 sayılı Avukatlık Kanunu yukarıda ortaya koyduğumuz temel çerçeveyi çizmiştir. Yani avukatlık mesleği ve avukatların kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütü daha sıkı şartlara bağlanmış, hukukun üstünlüğü ve insan haklarının korunması ile bu ilkelere etkinlik kazandırmak görev tanımları içinde yer almıştır. Bu görev tanımı teknik bir mesleki uygulama sınırını aşmakta, devletin temel işlevleriyle ve bireysel özgürlüklerle ortak kümelere dahil olmaktadır. Bu niteliği AİHM tarafından da kabul edilmektedir.

Bu temel çerçeve ile çatışabilecek bir değişiklik anayasal tercihi olumsuz etkilediği ölçüde Anayasaya aykırı olacaktır.

Çoklu baro uygulaması “Devletin genel esasları” kısmında yer alan 9. maddedeki yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleriyle uyumsuz görünmektedir. Zira çoklu baro uygulaması, avukatlık mesleğiyle baroların görev tanımı içinde yer alan hedefler için uğraşıyı güç birliği içinde tek irade olarak ortaya koymalarını engellemekte, hukukun üstünlüğü ve insan haklarının korunması ile yargı bağımsızlığı bakımından en büyük tehdit olan siyasi iktidar karşısındaki direnci zayıflatabilecektir. Bu nedenle çoklu baro düzenlemesi, nasıl düzenlenirse düzenlensin anayasal çerçeve içinde meşrulaştırılması çok güç bir düzenlemedir.

Diğer yandan Anayasanın 2. maddesinde yer alan “demokratik devlet” ilkesi de baroların ve birliğin örgütlenişinde dikkate alınmak zorundadır. Anayasa Mahkemesinin açık ifadesiyle “Hukuk devletinin bir gereği olarak adaletli bir hukuk düzeninin kurulabilmesi de diğer seçimler yanında kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütlerinin seçimlerinde de seçime katılacakların adil bir biçimde temsil edilmesine bağlıdır. Temsilde adaletin sağlanamadığı bir seçimin demokratik olmasından ve hukuk devleti ilkesine uygunluğundan söz edilemez” (AYM E. 2011/55, K. 2011/146, Kt. 27/10/11).

Anayasanın 135. Maddesi kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının organlarının kendi üyeleri tarafından yargı gözetimi altında ve gizli oyla seçileceğini öngörmektedir. Bu durumda Anayasanın 67. Maddesinde seçime dair tüm ilkelerin ve zorunlulukların bu seçimlerde de geçerli olması gerekir. Türkiye’deki avukatların %60’ına yakınını bünyesinde barındıran üç büyük il barosunun Türkiye Barolar Birliğindeki temsilini %10’un altına çekecek bir düzenlemenin bu temel ilkelerle bağdaşmayacağı açıktır.

Sonuç olarak; bu teklif gündeme gelmesine yol açan siyasal olaylar, getiriliş usulü, gerekçesi ve düzenleme biçimi itibariyle Anayasa ile bağdaştırılması güç bir tekliftir, bunun da ötesinde teklif ile kamu yararı amacının güdüldüğünü söylemek de zordur.

3 Yorum

  1. Niyazi Aytaç Niyazi Aytaç 3 Temmuz 2020

    Osman Can kıyıda köşede bir şeyler yazacağına hukukun ayaklar altına alındığı böylesi bir dönemde politik mücadeleye girmeli. Mesela DEVA Partisi’nde neden olmasın!

    • Osman Can Osman Can Yazar | 4 Temmuz 2020

      Böylesi bir dönemde akademisyenlik de yapılmalı.

  2. Murat inci Murat inci 4 Temmuz 2020

    Yasa değişikliği ile ankara ve İstanbula akp-mhp ye yakın baroların kurulması olasıdır. Ayrıca barolar birliğinde küçük il barolarının etkinliği arttırılacaktır. Kamu yararı olmaysn düzenleme ile erklerin birliği sağlamlaşmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir