İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Gergerlioğlu Kararı: Bir Hukuksuzluk Belgesi!

HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca cezalandırılmış, istinaf mahkemesi kararı onamış, Yargıtay 16. Ceza Dairesi de bu kararın neden doğru olduğunu izah gayreti içinde bir gerekçe oluşturmaya çalışmış. Yargılama süreçlerinde verilen kararları okudum ve okudukça, Gergerlioğlu’nun, aslında hepimizin yaşadığı “şey”in bir yargılama olamayabileceğini düşünmeye başladım.

Yargıtay’ın onama gerekçesini okurken ilk dikkatimi çeken şey, Gergeroğlu’na atfedilen “T24 sitesindeki bir haberi twitterde paylaşma” eylemi ile bu eyleme uygulanan kanun maddesi ilişkisindeki tuhaflık oldu.

Mahkumiyete dayanak oluşturan Terörle Mücadele Kanununun (TMK) 7. maddesinin 2. fıkrasına göre “(Değişik ikinci fıkra: 11/4/2013-6459/8 md.) Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır… (Ek cümle:17/10/2019-7188/13 md.) Haber verme sınırlarını aşmayan veya eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.” Çok açık. Her tür propaganda değil, terör örgütünün siyasi amacının, kültürel taleplerinin vs propagandası bu kapsama girmiyor. Suç olan “cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerin propagandası“dır. Ayrıca eleştiri içermeyen düşünce açıklamaları veya haber aktarımları zaten suç olarak değerlendirilemez.

Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi kararında mahkumiyete yol açan eylem “bir habere link” verilmesidir. Haber T24 sitesinde yer almakta ve halen ulaşılabilir vaziyette. Haberde “PKK: Devlet adım atarsa barış bir ayda gelir!” başlığıyla PKK açıklamasından bir kaç özet cümleye yer verilmiş ve açıklamanın içeriği oldukça sınırlı şekilde özetlenerek yorumlanıp aktarılmıştır. Görselde ise ellerinde silah bulunduran, yüzleri belirsiz bir kaç terörist resmi kullanılmıştır. Yine haberde açıklamadan yapılan doğrudan alıntılar şöyle: “Türk devleti ve AKP hükümetinin bir çözüm politikası geliştirmesi halinde, Kürt sorunu bir ay gibi kısa bir sürede çözülür ve Türkiye’ye barış gelir” … “Atılacak adımlar ve karşılıklı taahhütler çerçevesinde üzerimize düşen sorumlulukları her bakımdan yerine getirmeye hazırız“, “Dolmabahçe Mutabakatı’nın reddedilmesi ve örgüt lideri Abdullah Öcalan’a tecritte olması…” Haber bu ifadeleri belirli bir haber-yorum aktarımı halinde vermekte. Haberin ikinci kısmında bu açıklamaya dair Bülent Arınç’ın “Terörün bitmesi için bence siyasi bir karara ihtiyaç vardır” cümlesiyle biten değerlendirmeye yer verilmektedir.

Bu haber linki Gergerlioğlu’nun kendi twitter hesabı üzerinden paylaşılmıştır. Mahkeme gerekçesinde haberin Gergerlioğlu tarafından paylaşıldığı bilgisini aktaran bir cümle verildikten hemen sonra (gerekçeden aynen aktarımla) “Belirtilen paylaşımın içeriği ve yanındaki görsel dikkate alındığında sanığın PKK/KCK terör örgütünün propagandası mahiyetinde fotografa yer vererek, silahlı terör örgütü PKK’nin şiddet, cebir içeren yöntemlerini övücü ve teşvik edici sekilde propagandasını yaptıgı açıktır” şeklinde sonuca ulaşmıştır. Nasıl? Belli değil. Bu paylaşımın kanun maddesiyle ilişkisi nasıl kurulduğu belli değil. Haberin analizi, haberde propagandanın bulunup bulunmadığı, paylaşımın nasıl yorumlanması gerektiği, haberdeki aktarımın Terörle Mücadele Kanununun 7. maddesinin 2. fıkrası kapsamına nasıl girdiği, yani eylem ile kanun arasındaki ilişkinin nasıl kurulduğu belli değil. En azından Mahkeme kararında buna dair tek bir cümle yok. Twitter’den PKK’nın bir açıklamasının üç cümle halinde özetlenmesi biçimindeki bir haber linkinin verilmesi, başkaca hiç bir açıklamaya gerek kalmaksızın, tek başına açıkça “… silahlı terör örgütü PKK’nin şiddet, cebir içeren yöntemlerini övücü ve teşvik edici şekilde propagandası” olarak kabul edilmiştir.

Yani aslında ortada gerekçe yoktur. Daha vahimi esaslı bir çarpıtma vardır. Çünkü paylaşımı yapılan linkte, doğru veya yanlış, tutarlı veya tutarsız, samimi veya değil, bir barış ihtimalinden söz edilmektedir. PKK’nın terör örgütü olmadığına dair bir ifade, yorum veya ima yoktur. Kullandığı şiddet ve cebir yöntemleriyle ilgili herhangi bir bilgi, yorum veya ima yoktur. Haberin içeriğinde yöntemle ilgili tek bir kelime yoktur. Açıklamanın haberleştirilme nedeni çarpıcı bir şekilde başlıkta yer almış: “Devlet adım atarsa barış bir ayda gelir!” Haberi paylaşma nedeni, eğer ilave bir yorum getirilmediyse haberleştirmeyle aynı olabilir, savunmalara bakıldığında, amaç açık: Barış ihtimali! Haberin devamında iktidar kanadının yakın zamana kadar Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyeliğini de yapan bir siyasetçisinin konuyu nasıl gördüğü de aktarılmıştır. Dolayısıyla ortada bir propaganda dahi yok. Böyle bir kararın gerekçesi istense de üretilemez zaten! Yetmiyor, Gergerlioğlu’nun “bir hedef kitlesine sahip olması muhtemel olan bir kişi olduğu da göz önüne alındığında taktiren (!) ve teşdiden cezalandırılmasına” da hükmediliyor, yani kamuoyunda tanındığı, medyada bilindiği için cezası ağırlaştırılıyor.

Ama böyle bir kararın oybirliğiyle alındığını not edelim.

Bugüne kadar ulaşan ve halen pek çok siteden okunabilen bir internet gazetesi haberinin değil, buna link verilmesinin açıkça “silahlı terör örgütü PKK’nin şiddet, cebir içeren yöntemlerini övücü ve teşvik edici şekilde propagandası” olarak kabul edilmesini yorumlamak için kelimeler kifayet etmez.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 3. Ceza Dairesi (CD) karar tarihinde Gergerlioğlu milletvekili seçildiği için (Haziran 2018) dokunulmazlık meselesini ele alıyor. Gergerlioğlu’nun dokunulmazlık kazanıp kazanmadığı, cezalandırılan eyleminin (ifade) Anayasanın 14. maddesinde kalıp kalmadığı sorusuna cevap arıyor. Anayasanın 14. madde “temel hakların kötüye kullanılması” başlığını taşıyor ve kişilere özgürlüklerin istismarını, devlete de sınırlandırma/cezalandırma yetkisinin istismarını yasaklıyor. Yani bir eylem ceza yasasına aykırı ise suç, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı veya insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılırsa “kötüye kullanma” olarak nitelendirilir ve bu suçu işleyen milletvekili, eğer soruşturma veya kovuşturma seçilmesinden önce başlamışsa, dokunulmazlıktan yararlanamıyor. Bu sorunun öncelikle cevaplanması usulen doğru. Mahkeme bu konuda Anayasa Mahkemesinin 2008 tarihli bir içtihadına müracaat ediyor. Anayasa Mahkemesi içtihadının TMK’nunda 2013 yılında yapılan değişiklikten öncesine ait olduğu ve yine bu içtihadın bireysel eylemlerle değil, siyasi parti kapatma davalarındaki yetkili kurumların ifadeleriyle ilgili olduğunu, siyasi partilerin kapatılma davasının bir ceza davası mahiyetinde olmadığını, bu nedenle emsal göstermenin ölümcül hatalara sevk edebileceğini de bir kenara not edip devam edelim.

BAM Anayasanın 14. maddesi kapsamındaki ifadelerin yalnızca “demokratik yaşam için doğrudan açık ve yakın tehlike oluşturan düşünce açıklamaları” ile sınırlı olacağını tespit ediyor. Benzeri tespiti AİHM içtihadına bakarak da yapıyor. 1962 tarihli De Becker (kararda “Da Becker” diye geçiyor) kararına atıfla 14. madde hükmünün “demokratik sisteme yönelik tehdidin ağırlığı ve süresi ile sıkı sıkıya orantılı bir şekilde” kullanılması gereğinin altını çiziyor (Çok ağır değilse kapatma yerine başka yaptırımların öne çıkması gerekiyor). Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, BAM TMK 7. maddenin 2. fıkrası kapsamındaki suçu, Anayasanın 14. maddesi kapsamında değerlendirmektedir. Tartışmalı, çünkü TMK 7/2 hükmü Anayasanın 14. maddesi kapsamında kötüye kullanmaya mı girdiği, yoksa 26/2 kapsamında “Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün korunması” amacıyla getirilen bir sınırlama hükmü mü olduğu netleşmemiş henüz. Birincisi dersek, sonuçları daha ağırdır. Yargıtay içtihadı birinci görüşü benimsemekte. Bölücülük hassasiyeti tavan yaptığında yargı da bundan etkileniyor, olabilir, burası Türkiye.

BAM da TMK 7/2 kapsamındaki eylemlerin 14. madde kapsamında kaldığı, bu nedenle de soruşturma ve kovuşturmaya seçilmeden önce başlandığı için Gergerlioğlu’nun bu suç nedeniyle dokunulmazlıktan yararlanamayacağına karar vermiştir. Hadi bunu kabul edelim. Peki esasa ilişkin nasıl karar vermiştir? Yukarıda AYM ve AİHM içtihatlarına yaptığı atfa bakılırsa, BAM’dan, Kocaeli Ağır Ceza Mahkemesinin mahkumiyet kararını, dokunulmazlık tartışması bile yapmadan esastan bozması ve “kanunları bu şekilde uygulayamazsınız!” demek suretiyle tekdiren iade etmesini beklenirdi.

Ama öyle olmamış. BAM, incelediği kararda “usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından degerlendirmenin yerinde olduğu” gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiş. Bu kararın da oybirliğiyle alındığını not edelim.

Yargıtay da istinaf sürecinde olduğu gibi, öncelikle Anayasanın 14. maddesi, yani dokunulmazlık meselesine eğilmiştir. İlk yaptığı tespit 2001 Anayasa değişikliklerinin ardından Anayasanın 14. maddesinin “faaliyetleri” yasakladığı, “düşünce açıklamalarının da faaliyet kapsamında olduğu” tespiti olmuş. 19 yıl önce, bu değişiklik özgürlükçü yorumlanmadığında, ki bu ihtimal yüksekti, kötü sonuçların ortaya çıkacağı uyarısını yapmıştık. Yargıtay özgürlükçü olmayan yaklaşımı benimsemek suretiyle ilerlemiş ve istinaf kararındaki gerekçeleri tekrarlayarak dokunulmazlığın bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır. Ancak istinaf mahkemesinden (BAM) farklı olarak, sanırım biraz da içtihat mahkemesi olarak gerekçesizliğin bu kadarı karşısında sessiz kalmamış ve esasa ilişkin kısa bir gerekçe oluşturmayı denemiştir. Gerekçe şöyle:

20 Ağustos 2016 tarihli paylaşımında yazdığı mesaj, örgüt mensuplarının silahlı fotografının görsel olarak kullanıldığı, örgütün cebir ve şiddet içeren eylemlerini meşru gösteren ve teşvik eden ifadeler içerdiği anlaşılan ve PKK silahlı terör örgütünce yayımlanan bir açıklamanın yer aldığı habere link vermesi, böylece açıklamanın sahiplenilmesi, PKK terör örgütünün meşru gösterilmeye çalışılması şeklindeki eyleminin bağlamı ve mahiyeti itibarıyla örgütün siyasi veya sosyal etkinliğini artırmak, sesinin kitlelere duyurulmasını sağlamak, örgütün başa çıkılması imkansız bir güç olduğu ve amacına ulaşabileceği kanaatini toplum üzerinde oluşturmak, halkın örgüte sempatisini artırmak ve aktif desteğini saglamak amacı taşıdığı…”

Muhtemelen Yargıtay’ın karar sahibi üyeleri linki verilen haberi okumamış, sadece mahkeme kararına zemin oluşturan iddianamedeki ifadeleri esas almıştır. Çünkü haberde örgütün cebir ve şiddet içeren bir eylemi yok, dolayısıyla meşru gösterme veya teşvik de doğası gereği mümkün değildir. Görsel ise, “terör örgütü dendiğinde herkesin aklına gelebilecek bir resim” olduğundan meşru gösterme, teşvik vs niteliğine sahip değildir. Terör örgütü PKK’nın bir açıklamasıyla ilgili bir haber olduğu doğru, “bir ayda barış” ihtimalinin, gerçekçi veya naifçe olabilir, sahiplenilmesinden de söz edilebilir belki. PKK’nın nasıl meşru gösterilmeye çalışıldığı ise temelsiz, “bir ayda barış” ihtimalini önemsemeye, PKK’yı meşru göstermeye yorumlamak, oldukça zorlama ve ne haberin ne de paylaşımın bağlam ve mahiyetinden çıkarılabilir. Aynı şekilde linki paylaşılan haber ve paylaşımın kendisinden “örgütün siyasi veya sosyal etkinliğini artırmak, sesinin kitlelere duyurulmasını sağlamak, örgütün başa çıkılması imkansız bir güç olduğu… kanaatini toplum üzerinde oluşturmak” ancak sayın Yargıtay üyelerinin özel bir gayretiyle mümkün olsa gerek. Yine de unuttukları husus, dokunulmazlık kapsamına girmediğini büyük bir coşkuyla tespit ettikleri TMK 7/2 hükmü “Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerinin” propagandasını yasaklamaktadır. Yargıtay’ın gerekçede dile getirdiği hususlar bu kapsama girmiyor.

Bu karar ise tek kişinin, Enis Berberoğlu kararındaki hakkaniyetli duruşuyla bildiğimiz Y. H. Doğan’ın muhalefet şerhiyle çıkıyor.

Karar TBMM’ye gönderiliyor, Gergerlioğlu da Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunuyor. Son dönemde, esasen kamusal yaşamının tamamında, etkin bir hak mücadelesi içinde olan, sağ-sol, laik-antilaik, seküler-dindar, muhafazakar-modern, Kürt-Türk-Alevi gibi hiç bir ayrım gözetmeksizin her kesimin hakkını önemseyen, zamanında şimdiki iktidar kadrolarının özgürlüklerini savunduğu için takdir edilen bir muhalefet milletvekili susturulmaya çalışılıyor, daha önce vicdanın sesi olmaya çalıştığı için KHK ile ihraç edilmesi yetmiyormuş gibi…

İlk derece Mahkemesi düşünce/haber açıklaması kapsamında kaldığı bariz olan bir haber paylaşımını yasanın ne maddi unsuru ne de manevi unsuru yönünden bir ilişki kurmaksızın cezalandırmış olması, bilgisizlik veya tecrübesizlikten değildir. BAM ortaya çıkan dokunulmazlık zırhını geçersiz kılıp, içeriksel olarak da kararı onamak suretiyle hukuksuzluğu derinleştirmiştir. Yargıtay ise daha önceki içtihatlarından (Berberoğlu davası) gerekçesiz ve keyfi bir şekilde sapmak suretiyle bu yargılama sürecini pekiştirmiştir.

Belki de; vicdan ve muhakeme sahibi hiç bir yargıç böyle bir kararın altına imza atmayacağına göre, bu kadar bariz hukuksuzluk ancak yargıdaki vicdanlardan yükselen sessiz bir çığlıkla, sağırlaşmış ve körleşmiş toplumu uyandırma hamlesi olabilir?: “Bu karar bizim değil, irademiz sakat ve bizden kahramanlık da beklemeyin!” diyerek?.. Zira böyle bir durum ancak yargının şeklen varlığını devam ettirip işlevsel olarak yok edildiği bir siyasal rejimde mümkün olabilir.

Artık söz TBMM’de ve Anayasa Mahkemesinde. Umarım TBMM kendisine gelen şeklen yargı kararı hüviyetine sahip bu hukuksuzluğa geçit vermez ve Anayasa Mahkemesinin kararını bekler. Anayasa Mahkemesi de “hukuku tek başına ben koruyamam” çığlığına, “ama bana düşeni yapmaktan da geri durmam!” kararlılığıyla eşlik eder ve hızla başvuruyu karara bağlar.

2 Yorum

  1. mehmet naci sümeli mehmet naci sümeli 23 Şubat 2021

    Aynı bu mantikla karar verilen ve binlerce insanı mahkum eden bir ülkede yaşiyoruz.Böyle bir anlayışsızlıkla ceza alan bir kişi de benim.Ve maalesef bu binlerce kişinin ceza alması, yillarca cezaevlerine kapatılması hiç bir şekilde sorun teşkil etmemektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir