İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

TBMM’nin Tükenişi-Berberoğlu Vakası

Yüzyıllar süren anayasal mücadelelerin kazanımlarından olan yasama bağışıklıkları, ilke olarak yasalar önünde herkesin eşitliği ilkesi ile çelişse de, demokratik temsil değerlerinin hayata geçirilebilmesi bakımından oldukça önemli güvencelerdir. Bu güvencelerden yasama dokunulmazlığı, ait oldukları meclisin rızası olmaksızın tutuklama, gözaltı ve kovuşturma gibi ceza muhakemesi işlemlerinin uygulanmasına karşı yasayı ihlâl ettikleri iddia edilen parlamento üyelerine tanınmaktadır.

Bu güvence, Türkiye’de 1876 tarihli Kanun-u Esasî’den 1982 Anayasası’na kadar yürürlüğe girmiş tüm anayasalarda -1921 Anayasası istisnası hariç olmak üzere- yer almıştır.

1982 Anayasası düzenlemesine göre parlamento üyeleri, bazı anayasal istisnalar söz konusu olmadığı sürece yasama dokunulmazlığından faydalanabilmekte; bir parlamento kararı ile aksi kararlaştırılacak olursa bu güvence kaldırılabilmektedir. Dosya sayılarının çokluğu ve kimi zaman da politik mahiyette oluşu nedeniyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) dokunulmazlığı kaldırmak yerine genelde “dönem sonuna bırakmayı” tercih etmiştir. Kuşkusuz 1994 yılında sekiz milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması kararı bunun en önemli istisnasıdır.

2016 yılı ise dokunulmazlığın kaldırılması konusunda, 27 Mayıs ve 12 Eylül Darbe dönemlerini saymazsak, en dramatik sonuçların ortaya çıktığı yıldır. TBMM’ye akseden 800 civarındaki dokunulmazlık dosyası için yargılama izni Anayasaya eklenen bir geçici madde (Geçici 20. Madde) ile verilmiştir. Bu geçici madde, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle yargı mercileri tarafından Meclis’e gönderilen dokunulmazlığın kaldırılması taleplerinin tamamının, herhangi bir inceleme veya ayrıma tabi tutulmaksızın, kabul edilmesi iradesini ortaya koymaktadır. Anayasa değişikliğinin yürürlüğe girmesinin ardından soruşturma ve kovuşturmalar kaldığı yerden devam etmiştir. Ancak söz konusu milletvekillerinin bir kısmının yeniden seçilmesi üzerine yeniden dokunulmazlık kazanıp kazanmayacakları hususunda yargısal mercilerin verdiği kararlar tartışma yaratmıştır. Bu kararlardan biri CHP milletvekili K. Enis Berberoğlu ile ilgili olup, Yargıtay Geçici Madde 20 ile dokunulmazlığı kaldırılmış bulunan Berberoğlu’nun yeniden seçilmekle dokunulmazlık kazanmadığına hükmetmiştir. Esasen soyut mahiyeti bulunmayan ve sadece somut bir olaya veya olay kümesine özgü Geçici Madde 20, Yargıtay 16. Ceza Dairesi tarafından, bir kere dokunulmazlığı kaldırılan milletvekillerinin yeniden seçilmekle dokunulmazlık kazanamayacağı şeklinde Anayasaya açıkça aykırı olarak yorumlanmış ve uygulanmıştır. Durdurulması gereken yargısal süreç devam ettirilmiş, 20 Eylül 2018 tarihli 2018/10 sayılı Değişik İş Karar ile Berberoğlu’nun cezası onanmış, kesinleştirilmiş ve TBMM’ye bildirilmiştir.

Bu süreçte Berberoğlu Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş ve tedbir talebinde de bulunmuştur. Uzun süredir bekletilen kesin yargı kararının TBMM Genel Kurulunda okunması, bugün (4.6.2020) ani bir kararla gerçekleştirildi ve Anayasanın 84. maddesinin 5. fıkrası gereğince milletvekilliği düşürüldü. Oysa Anayasa Mahkemesine yapılan başvurunun sonucu beklenebilirdi ve seçimlere hala 3 yıl vardı. Hukuken böyle bir zorunluluk olmasa da, daha önceki uygulamalar da dikkate alınarak bu yol denenebilirdi.

Zira yargılama süreci bir bütün olarak sorunlu, siyasal tartışmaların ve etkileşimlerin gölgesinde gerçekleşmiştir (Benzer durum L. Güven ve M. Farisoğulları’nın yargılama süreci için de geçerlidir). Yargılama sürecinde Mahkeme heyetinin olağan dışı bir şekilde değiştirildiği bilinmektedir. Anayasaya 2016 yılında Geçici Madde 20 eklenmesi başlıbaşına anayasal teamülleri, anayasadaki güvenceleri ve siyasal ahlak ilkelerini anlamsızlaştıran bir girişimdir. Venedik Komisyonu bu değişikliği ad hoc (tek vuruşluk), kişiye özgü (ad hominem) ve anayasa değişikliği yolunun suistimali olarak nitelendirmiştir (14 Ekim 2016 tarihli Raporu, CDL-AD (2016)027). Yargıtay ise bu anayasa değişikliğini, değişikliği gerçekleştiren siyasal iradenin dahi amacını ve hedefini aşarak, genişleterek uygulamıştır.

Anayasanın 84. maddesinin mantığı, bir suç işleyen milletvekilinin yargılanıp ceza alması ve kararın kesinleşmesinin ardından Milletvekili olarak TBMM’de bulunamayacağına işaret etmektedir. Bu nedenle Milletvekilinin düşmesi için TBMM’nin karar almasına da gerek yoktur, dolayısıyla AYM’ye taşınabilecek bir karar da yoktur. Demokrasi teorisi açısından da bakıldığında topluma/kamuya karşı suç işlemiş olanların toplumu/kamuyu temsil etmemesi gerekir. Ancak hukuk devleti, demokrasi ve yargı bağımsızlığı konusunda derin sorunlar yaşayan ülkemizde bu mantık işlemiyor, işletilmemesi de anlayışla karşılanabiliyor. Çünkü yargı sistemi alt üst olmuş durumda. 2017 değişiklikleriyle birlikte HSK’nın yargı için güvence fonksiyonu oldukça zayıfladı. Yüksek yargıçların (Danıştay ve Yargıtay) tamamı çıkarılan kanunlarla bir gecede görevlerine son verildi ve bazıları yeni bir elemeden geçirilerek yeniden atandı. Toplumda yargının tarafsız davrandığına ve adil karar verdiğine ilişkin inanç oldukça sarsılmış durumda. İdeolojik ve politik konularda bu sarsıntı daha da derinleşiyor. Mahkemelerin özellikle muhalif milletvekilleriyle ilgili kararlarının ideolojik ve politik saiklerle alındığı kuşkusu ağır basıyor. Berberoğlu örneğinde bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu nedenle kesinleşmiş mahkeme kararlarının TBMM Genel Kurulunda okunmaması, anayasanın lafzına uygun olmasa da, kamuoyunda meşru kabul edilebiliyor.

TBMM’de bir yılı aşkın süre okunmadıysa, üç milletvekiliyle ilgili bilgilendirmeyi dönem sonuna da bırakılabilirdi. Eğer okunması gerekli olduğu düşünülüyorsa, kararın TBMM’ye intikal ettiği günlerde okunması gerekirdi. Ancak muhalefet ve iktidar arasındaki mücadelenin derinleştiği bir dönemde böyle bir adımın atılması, “okuma” tasarrufunun Anayasal iradenin icrası niteliğinde olmadığı, aksine hukuki süreçlerin muhalefeti sindirme ve cezalandırma amaçlı olarak işletildiğini düşündürtüyor. Dolayısıyla AİHM’ye yapılacak bir başvuruda AİHS 18 ihlali iddiası ileri sürülebilir.

Esas sorun TBMM’nin politik bir yargılama olduğu ve Anayasanın Geçisi Madde 20 kuralının bükülmesi suretiyle verildiği aşikar olan bir kararın icrası konusunda dahi bir duruş sergilememiş olması. 2017 Anayasa değişikliklerinin yapılış sürecini hatırladığımızda, bu da çok şaşırtıcı değil.

Temel düzen normu olarak Anayasanın etkinliği pek kalmadı. Demokratik temsil yoluyla sosyolojik meşruiyete sahip ve etkinliğini koruyabilecek kurum olarak TBMM ise kendini tüketmeye devam ediyor.

İstanbul, 4 Haziran 2020

Bir yorum

  1. AHMET DEMİR AHMET DEMİR 5 Haziran 2020

    Doğru tespit, bilimsel ve demokratik bakış açısı. Mahkeme kararlarının bu günlerde okunması, kesinlikle muhalefetin sindirilmesi amacıyladır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir